İnsanlar umutsuzluğu yener… Sonsuza Dek Hemingway!

66
Sonsuza Dek Hamingway

İnsanlar umutsuzluğu yener… Sonsuza Dek Hemingway!

Savaşlar sürüyor; silahla ve insanları hedef alarak. Onlar için de “çanlar çalıyor”. Umudu içlerinde taşıyan, ama karamsarlıktan kurtulamayan “ihtiyar balıkçı”lar da var içlerinde. Cesaret, kendi kendine egemen olma ve adalete inancı onun bencilliğini de gösterir muhakkak ki. Hemingway içimizde yaşıyor hâlâ.

Ernest Hemingway, hemen herkesin bildiği bir romancı, gerçekçi bir yazar. Kazandığı ödüller ki, Pulitzer ve Nobel kanıtlıyor gücünü…

Gezip gördüklerini, yaşadıklarını yazmış. Öyle bir dönem ki kapitalizmin yükselmesiyle insan emeğinin bu yükselişe bir yanıyla destek bir yanıyla da karşı olduğu 20. yüzyıl. Değişimleri yaşandığı, birbiri ardına savaşlarla coğrafyaların değilse de sınırların değiştiği önemli bir süreç bu. Edebiyatçılar gibi araştırmacılar, akademisyenler hatta siyasetçiler de bu yüzyılın belirleyiciliğini kalın çizgilerle vurguluyorlar.

Gözlemle yazılan…

Hemingway, hareketi seven, durduğu yerde duramayan, gittiği her yerde gözlemlerini yazan biri… Romanlarında bu gözlemlerin gücünü görüyoruz. İlk akla gelen “Yaşlı Adam ve Deniz”, “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”, “Silahlara Veda” ve diğerleri, yazarın gözlemlerinin o dönemin sosyal ve bireysel etkilerini yansıtıyor. Hemingway bunca gerçekçi ve toplumsal sorunları bireyler (romanlarının kahramanları) üzerinden aktarırken hayal gücünü de değerlendiriyor. Okurun gözünde hayal ile reel birlikte olağanüstü hayat ile yalnızlık duygusunu yaşatıyor.

Hemingway’in yalın ve akıcı bir dilini Mark Twain’den aldığını belirten Prof. Dr. Belma Ötüş Baskett, diğer yazarların etkisini de vurgulamaktan kaçınmıyor. Prof. Baskett’in Hemingway üzerine doktora yaptığını belirtirsek, bu çalışmanın ne denli kapsamlı olduğunu da ifade etmiş olurum.

Savaşlar, savaşlar…

Hepimizin bildiği gibi 20. yüzyıl, hem toplumsal yaşamın, bağlı olarak devletlerin siyasetlerinin hem teknolojik değişimin ve yine bağlı olarak siyasetle iç içe hem de paylaşım savaşlarının asrıdır. Şöyle bir dönüp baktığınızda birbiri ardına süren, milyonların can verdiği savaşların, o deneyimi yaşayan yazarlara neler kazandırdıklarını hissetmek mümkün. İşte, Hemingway de bunu vurguluyor Tolstoy’u beğendiğini, savaşa katılmışlıkla başarısını perçinlediğini anlatırken…

“Halkı ezmek için söylenen bir yalan” olarak nitelediği faşizme karşı savaşa katılan Hemingway’in komünist veya sosyalist olduğunu iddia etmek pek mümkün olmasa da antifaşist olduğunu yadsımamak gerekir. İspanya İç Savaşı’na katılmasının nedenini sadece gazeteciliğine bağlamak yanlış olacaktır bu açıdan bakınca… “Yalan söylemek istemeyen bir yazar faşizm boyunduruğunda çalışamaz” cümlesi, sanki bu günü, bugünün Türkiye’sindeki durumu anlatıyor. Böyle de bir gerçekçiliği var.

Siyasal yaşama etki…

Belma Ötüş Baskett’in bu oylumlu ve bir o kadar da güçlü çalışması bize hem Hemingway’in yazı dünyasını anlatıyor hem de siyasal yaşamın insanlar ve yazarları nasıl etkilediğini… Romanlarının kahramanlarının kendisinden hangi boyutta izler yansıttığını da…
Hemen belirtmem gereken bir nokta daha var: Hemingway gerçekten bir gazeteciydi de… Her ne kadar bu yazı boyunca romancılığını öne çıkardıysam da, özellikle Kurtuluş Savaşı sürecinde, İstanbul’dan aktardığı bilgi ve gözlemleriyle bizim tarihimize de farklı bir bakışı olduğunu öğreniyoruz.

Gazetecilik günümüzde de önemli ve gazetecilikle yoğurulmuş Hemingway’in editörüne mektubunda vurguladığı, başlığa da çıkarttığım belirleyici sözünün bize ışık tuttuğunu söyleyebilirim: “Hayat devam eder, insanlar yaşamaya devam eder ve insanlar umutsuzluğu yener”.

Sonsuza Dek Hemingway
  • Prof. Dr. Belma Ötüş Baskett
  • Araştırma
  • Bilgi Yayınevi
  • Şubat 2020, 258 s.
Önceki İçerikUluslararası 4. Mardin Artuklu Kongresi
Sonraki İçerikGünün Kitabı: Acıbadem ve Sınırlarına Kısa Gezintiler

Cevapla

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz