Vonnegut hayatta olsa bunu güzel yazardı…  

35
mezbaha beş

Vonnegut hayatta olsa bunu güzel yazardı…

Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, 27 Haziran 2021

Endüstriyel edebiyatın kültür ortamına hâkim olması yayın piyasasında çılgın kampanyalar devrini başlattı. Yayınevleri arasındaki kıyasıya rekabet metro bilboard’larını, internet sitelerinin dış çeperlerini, kitap eklerine veriler sayfalar dolusu ilanları ve organize yazı grupları üzerinden yürütülen “iş bilir” hamleleri de aşıp “konsept” kampanyalara kadar ilerledi. Banka yayınevlerine karşı koyabilme telaşındaki eski büyükler arayış içinde. Çünkü “star” sisteminin yazarlarına bankalar gibi milyon dolarlar verecek durumları yok.

Eski büyükler demişken; bunların en okunası, en sevilesi, yıllar yılı edebiyat tedrisatı edinmek için kitaplarını sektirmeden edindiğimiz hâlâ da dikkatle takip ettiğimiz olanı Can gibi yayınevleri endüstriyel edebiyat furyasına karşı durabilmek için arayışlarını yürütürken çok daha edepli, çok daha ilkeli, çok daha ölçülü olmaya çalışıyorlar.  “Konsept”(?!) kampanya olayına gireceğiz, bari haysiyetli bir yazar üzerinden girelim gibisinden…”

Son dönemde bu minval üzre yaratıcı fikir ve proje arayışları için çırpındığı gözlemlenen Can Yayınları, fevkalade orijinal bir yazar bulmuşçasına güçlü bir kampanya ile Kurt Vonnegut olayına girdi. Doğrusu Kurt Vonnegut iyi de bir yazar. Lakin dönem dönem ele alınmış ve dikkate değer eserleri Türkçe basılmıştı. Meraklılarının çoğu da Vonnegut kitaplarını çeviri beklemeden İngilizce’den okumayı tercih ederdi zaten. Can Yayınları bu projeye dört elle sarılmış olacak ki teamülden olmasa da aynı anda çıkan üç kitabın çevrisi üç ayrı çevirmen tarafından yapılmış. Acele edilmiş yani. Bunu eleştirmek için söylemiyorum; bu da bir fikirdir ama; kapaklar okul öncesi çocuk kitaplarını andırırcasına naif.

İlk olarak okuduğum Mezbaha Beş, Avrupa tarihindeki büyük bir trajediyi eksene alan -dönemine göre- yenilikçi bir roman. İkinci Dünya Savaşı’nın sonucu belli olduğu halde tarihi kent Dresden’in fosfor bombalarıyla yakılarak bir gecede, çoğunluğu kadınlar, çocuklar, yaralılar, yaşlılar ve savaş esirlerinden oluşan 140.000 kişinin katledildiği olayı özgün bir kurgusallıkla anlatıyor.

Vonnegut’un anlatım dili savruk, hercai, “eksistansiyalist” ve derinlikli. En sıradan olayları bile kısa, vurucu, etkileyici ve esprili pasajlarla verebiliyor. Amerikan insanının algısını, yaşam anlayışını ve davranış tarzını son derecede başarılı bir şekilde yansıtabiliyor. O yüzden eseri akıcı ve okunaklı. Sırf ruhsal derinliği, humour’u, bilgeliği, savaş karşıtlığı ve yeri geldiğinde acımasızca özeleştirel olabilen olgun edebiyatı uğruna bile eserleri okunmaya değer.

Ancak bilim-kurgu klişelerinden yola çıkılarak varılan kurgusal yapı, biteviye flash-back’ler, anlamsız zaman kaymaları ve “keyfe keder/başına buyruk” metne girmiş alakasız ayrıntılar ve de hedefi tam kestirilemeyen kompozisyon yüzünden zaman zaman insan çileden çıkmıyor değil. Yine de Vonnegut bu yazınsal aykırılıkları son derecede sevimli ve mütevazi bir şekilde yaptığı için oyundan kopmuyoruz. Böylesi önemli bir bombardımanı, maruz kalınan kıstırılmışlık ortamından verişi de önemli bir tarihsel tanıklık ki Vonnegut bunu bizzat yaşamış.

Can Yayınları’nın bu kitabın edisyonunda ilk başta kusur sandığım bazı değişiklikler yaptığını fark ettim. Örneğin “hala”, “hikaye”, dükkan” gibi kelimelerde şapka kullanmıyor. “Dünya” sözcüğünü büyük harfle yazıp takılarına apostrof koymuyor: “Dünyalılar” diye yazıyor. Çevirmenin bazı sözcük tekrarları ile Vonnegut edebiyatının vazgeçilmezi “Oluyor işte” gibi eksistansiyalist tını veren nakaratlar birbirine karışınca da yazarın mı, çevirmenin mi; metni kimin, ne şekilde çivisinden çıkardığını her zaman tam olarak anlayamıyoruz. Ama okuduğumuz şey çirkin oldu da diyemiyoruz. Beğeniyoruz. Kısacası özgün ve içten bir Amerikalı okumak için uygun bir isim Vonnegut.

Tolstoy’un Harp ve Sulh’ünü okumuş olanlar bilirler; savaş esnasında ne olup bittiğini anlamanız mümkün değildir. Bir patırtı, bir karmaşa, bir felaketler serisi olagelir. Ama kim öldü, kim kaldı, ne oldu ne bitti çok zaman sonra vuzuha kavuşur. Kurt Vonnegut’un Dresden Bombardımanı anlatımı Tolstoy’un bu tezlerini kanıtlar mahiyette. Bildik başıbozukluk, bildik başına buyrukluk, bildik bireysellik ve sürekli gülünç olaylara sebebiyet veren doğal davranışlar içindeki Amerikalı esirlerin bitmiş bir savaşta esirken sığındıkları et kombinasındaki anlatımlar gerçekten de olan biten katliamla hiç örtüşmeyecek kadar ironik. Karakterlerin iç dünyasını, olayları ve çevreyi anlatırken Vonnegut o denli içten ve samimi ki her şey yanı başınızda oluyor gibi hissediyorsunuz. Vonnegut, ucuz ve acemi yazarlara mahsus hamaset, propaganda, hüküm verme, taraf tutma gibi olaylara asla girmiyor ve nesnel bir şekilde olan biteni anlatıyor. Hem de çok işlek ve vurucu bir dille. Vonnegut adeta Bukowski’nin mektep medrese görmüş, duyarlı, incelmiş bir versiyonu. O denli çekici yazdıkları yani.

Bizler, edebiyat meraklıları neden Amerikan edebiyatını okumakta ayak sürürüz? Çünkü bir mühendislik projesi gibi ele alınan kitaplarda sayfa sayısı tuğlasal olsun diye kafa ütüleyen, bilgiçlik taslayan, kurguya taklalar attırmak, zeki yazar rolüne girmek isteyen ucuz simalar, popüler konular ve dünyayı Amerika’dan ibaret sanan egosantrik fakat hırslı “dehalar”(!) nitelikli okuru inletir.

İşte Vonnegut endüstriyel edebiyatın anavatanı olan bir ülkenin yazarı olsa da bu ucuzluğa asla bulaşmıyor. O yüzden de içten, marifetli ve duyarlı, akıp giden, humour dolu güzelim edebiyatı zevkle okunuyor. Kısacası endüstriyel edebiyatın ruhlarımızı örselediği bir dönemde iyi bir Amerikalı yazar okumak isteyenler için doğru bir başlangıç Kurt Vonnegut. Ancak böylesi trajik konulardan söz eden, böylesi nitelikli ve edebi bir yazarın “konsept kampanya” için seçilmiş olması ve kitap kapaklarının yetmiş senenin ardından bilboard’ları süslemesi de ayrı bir ironi konusu. Vonnegut hayatta olsa bunu güzel yazardı.

Önceki İçerikHaftanın Şiir Kitabı
Sonraki İçerikSınıflı Toplum Düzenine İçkin: Komplo Teorileri

Cevapla

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz