Pandemiyi Nasıl Yaşıyoruz

75
Pandemiyi Nasıl Yaşıyoruz

Pandemiyi Nasıl Yaşıyoruz

2020 yılı mart ayında Covid-19 ülkemizde salgın haline geldi. Küçücük bir virüs bütün ülkelerin sınırlarını yıkarak hızla ve de korku salarak yayılmaya başladı. Hazırlıksız yakalandık diyebiliriz. Bilinmeyen ve görünmeyen bu virüsten korktuk, ne yapacağımızı şaşırdık, her ağızdan bir şey duyduk. İlk zamanlar bilinmezlikler içinde evimize kapandık. Evlerimizde dip, kıyı, köşe, bucak, muslukları, kapı kollarını her gün aynı titizlikle temizledik. Dışarıda çalışanlar eve girince soluğu banyoda aldı, çamaşırlar yıkandı. Halen de devam ediyor ama virüsün ne olduğunu öğrendikçe biraz olsun rahatlayabildik.

Televizyon programlarından uzman ve yetkili kişilerin toplumu böyle konularda bilgilendirmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. İşte tam da burada, her hafta sonu saat 11:00’de bilgisayarımdan artı tv’de “Sağlıklı Yaşam” programını izliyorum. Bu hafta, İbrahim Mayda’nın konuğu, psikolog Mesut Umar -konusunda uzman- gerek anlatımı ve vücut diliyle pandeminin çocuklar üzerindeki etkilerini yalın bir dille anlattı, öğrenerek izledim. Bilemediğimiz ne çok şey varmış…

Psikoterapist Mayda ve Psikolog Mesut Umar abilerime sonsuz teşekkürler. İşte onları dinlerken aldığım notlardan süzdüklerim:

Bilinmezlikler korkuyu tetikler. Hijyen, maske, mesafe korunmak için yeterli mi? Bağışıklık sistemini korumak için de sağlıklı beslenme şart, spor, yürüyüş, temiz hava sağlığımızın olmazsa olmazları… Bu bilgilerle kendimize sağlıklı bir zemin hazırlayıp vücut direncimizi güçlü ve diri tutmağa çalıştık. Aşı geldi gelecek, yerli aşı üretildi üretilecek sözleriyle bir vakit oyalandık… 65 yaş üstü başta olmak üzere aşılanma başladı. Bu arada virüs mutasyona uğramış bulaş da hız kazanmış, bütün ülke kırmızıya boyanmış. Ne gam! Olan vatandaşa oluyor.

Pandemide Çocuklarda Psikolojik Tablo

Uzmanlar bu programda çocukların, evdeki düzenleri değişince kendilerini suçlu gördüklerini söylediler. Çok eski de kalsa da… Emekli bir öğretmen olarak benim de gözlemim bu yönde. Çocuklar bu köklü ve alabildiğine olumsuz değişikliklerin kendilerinden kaynaklı olduğunu düşünerek “Ben ne yaptım da böyle oldu” diye kendilerini suçlarlar.

Covid-19 pandemisiyle birlikte çocukların (aslına bakarsanız hepimizin) yaşamı değişti. Her gün okula giden çocuklar evlerine hapsoldular. Aynı evi paylaştıkları, belki kendilerinden önce evden çıkıp kendilerinden sonra girenlerin hep evde kaldığını gördüler. Ne sokağa çıkabildiler ne parkta oynayabildiler. Arkadaşlarıyla da buluşamadılar.

Sağlıkçı anne babalar iş yerinde veya otelde kaldıkları için eve gelemediler. Çocuklar büyükannelere bırakıldı, günlerce anne babadan uzak kaldılar. Büyükler emanet çocukları koruma içgüdüsüyle daha bir sıkıştırıp neredeyse nefes bile almalarına izin vermedi. Tabii, kendileri de sokağa çıkamadı, çünkü ilk ve en uzun yasak yaşlılara getirildi. Oysa onların hareketliliklerinin kısıtlanması demek kireçlenme demekti… Yaşlılarla çocuklar kafeste yaşayan kuşlar gibi pencereden bakarak hem arkadaşlarından uzak hem çaresiz hem de üzgün günler geçirdiler aylarca…

Bütün bu olanlar, çocukların anlayacakları dilden anlatılmayınca, bir de üstüne üstlük evde ölen olunca yaşananları anlamlandıramayan çocuklar iyiden iyiye çözümsüz kaldı. Karmaşayı yaşadılar, konuşmalardan etkilendiler, çok korktular. Gece uyuyamadılar, altlarını ıslatanlar oldu. Hırçınlaştılar, yeme alışkanlıkları değişti. Büyük travma yaşadılar.

Sonuç

Bir araştırmaya göre 3- 18 yaş arası çocuklarda dikkat eksikliği olmuş, çocukların %43’ünde depresyon, %30’unda kaygı bozukluğu görülmüş.

Kaygı bozukluğu; kabızlık, uykusuzluk, öğrenilmiş şeylerin unutulması gibi sonuçlar doğuruyor. Her çocuk farklı tepkiler verir; kimisi hırçınlaşıyor, kimisi sessiz kalıyor. Covid-19 virüsü, salgının boyutu çocukların anlayabileceği bir dille anlatılsa anlayacaklardır muhakkak. Zaten uygulamalar da gösteriyor ki, doğru bilgilendirilen toplumun ve de çocukların hızla rahatladıkları görülmüş.

Asıl sorun işsizlik, ekonomik bunalım ve tabii hayata da yansıyan siyasal çekişmeler. Evdeki geçim sıkıntısı, çalışma alanlarının daraltılması nedeniyle işsizlik, ücretsiz izinle eve ekmek getirememe hali, ilaç alamama durumu, hepsinin üzerine iş bulamama kaygısı bu süreçte etkili oluyor. Kadın cinayetlerinin artması da bu nedenlere bağlanabilir. Dar alanda rollerin birbirine karışmasıyla, aile içi çatışmalardan anne baba kadar çocuklar da etkileniyor. Siyasal iktidarın süreci iyi yönetememesi ve yaşanan geçim sıkıntısıyla çocuklarını komşuya bırakarak intihar edenler oldu. Buna benzer birçok olumsuzluklar yaşandı, yaşanıyor…

Eviçi Aktiviteleri

Çocuklar normal hayatlarına devam ederken birdenbire anne ve babaların telaşlanmaları evden dışarı veya işe gitmemeleri durumuyla karşılaştılar. Herkesin ağzında Çin den yayılan ölümcül virüs ile ani ölümlerin olması, evdekilerin korku ve telaşı çocukları da etkiledi. Maskelerle neden ağzımızı kapatıyoruz, neden bu kadar çok ellerimizi yıkıyoruz, neden bu kadar telaş içindeyiz ortada görünür bir şey yok neyi temizliyoruz diye anlam veremedikleri bir korku yaşadılar. Neden çocuklara bakıcılar değil de büyük anneler bakıyor, ya annem babam ölürse diye de kaygılandılar.

İşte tamda burada çocukları rahatlatabilmek için evdeki büyükler, çocukların anlayacağı bir dille, durumu anlattılar maskenin görünmez virüs için koruyucu olduğunu, sağlıklı beslenmenin sağlığımız için gerekli olduğunu, insanların birbirlerine yaklaşmaması gerektiğini anlattılar.

Çocukları bu üzücü konudan uzaklaştırma adına evde birlikte spor yapmak, konu verip resim çizme, resim konusunu kendisinin bulması, televizyon izleme, tablete bakma, yatıp kalkma saatlerini belirleme ve değiştirmeme, hazır masal yerine çocukların uydurup anlatması, onları takdir etme, beğenme çocuklara inanılmaz güven aşılar. Herhangi bir olayı masala çevirme, bir resmi anlatma, pencereden bakıp gördüklerini anlatma gibi akla gelebilen bir sürü aktivite birlikte yapılabilir. Çocuklar özgüvenleri geliştikçe, kendilerine güven duydukça ve tabii ki takdir gördükçe geleceğe umutla bakar, topluma uyum sağlar duruma gelirler. Toplumun ve ana babanın isteği de budur.

Bu çalışmalar sonucunda çocuk mutlu olur. Çocuğun mutluluğu eve yansıyınca ana mutlu, baba mutlu, daha ne olsun… Hepinize sağlıklı yaşam diliyorum.

~Neboş 4 Nisan 2021~

Önceki İçerikBaykar IHA Araştırma ve Geliştirme Merkezi Mimari Proje Yarışması
Sonraki İçerikİTÜ 250. Yıl Logo Yarışması

Cevapla

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz